|
|
Sevgi Bizden, Selam Bizden |

|
 |
Sevgili Okurlarım,
Geçmişte, siyasi olayların yoğun olduğu günlerin birinde, bir büyük köşe
yazarımız köşesine sadece bir cümleyi koymuştu: “Bugün canım yazı yazmak
istemiyor.” Ve o gün, o köşe yalnız bu cümleyle çıkmıştı. Zaman zaman
hepimizde böyle duygular oluşur. İş yapmak, yemek yemek ya da çalışmak
istemeyiz. Bugünlerde ben de böyle bir ruh hali içindeyim. Ancak benim
durumum ne mutsuz olduğum için, ne kızgın ne de yorgun. Yaşamı düşünmeden,
yarın ne yapacağım demeden, birini üzdüm mü diye endişelenmeden, bu iş
yetişecek kaygısını gütmeden, yaşamak için. Günlerin akışına kendimi
kaptırmış öylece yaşıyorum hem de dolu dolu. |
İşte tam böyleyken sizlerle buluşmak gerçeği karşıma çıktı. Öyle ya
dergi çıkacak, benim köşem boş olamazdı. Peki ne yazalım? Bırakalım acıyı,
kederi, pahalılığı hatta öldürücü sıcağı, sizlere deniz serinliğini,
yağmurdaki toprak kokusunu hissettirecek gayr-ı ciddi konulardan söz edeyim.
Boş verin tüm gerçekleri şarkılarla dertleşelim, türkülerle coşalım:
“Bir ilkbahar sabahı güneşle uyandın mı hiç
Çılgın gibi koşarak kırlara uzandın mı hiç”
diye başlayan bu şarkımız var. Bunları yapmamışsan “sen hiç yaşamamışsın
gönül” der. Gerçekten de güneşin doğuşundaki o doyumsuz güzelliği, hele bir
de denizde seyrediyorsanız, kim inkar edebilir. Güneşin batışındaki hüzünden
kim etkilenmez? İster aptal ıslatan olsun ister sağanak hangimiz bu
güzelliği yaşamak için dakikalarca ıslanmayı göze almayız? Lapa lapa yağan
karın altında ellerimiz cebimizde ağır ağır yürürken - ona da hasretiz ya -
duyduğumuz o tadı başka nerede bulabiliriz?
Biz insanlar doğanın en akıllı, en duygusal varlıklarıyız. Doğanın
hakimi olarak da bu özelliklerimizi dillendirir, bizden sonrakilere de
armağan olarak bırakırız. Bunların öncüleri de sanatçılarımız. Ölümsüz
eserleriyle bizlere bizleri anlatan sanatçılarımız.
Uzun, ince bir yolda gündüz gece demeden giden Aşık Veysel’i, “Bir
kız bana emmi dedi neyleyim?” diye yakınan Karacaoğlan’ı “Tepemize yağmur
gibi taşlar yağarken, ille dostun gülü yaralar beni” diye buruk bir acı
yaşayan Pir Sultan’ı kim hatırlamaz ki?
Dönülmez yola giden sevgili için söylenmiş şu satırlar kim bilir
kaç aşığı ağlatmıştır:
“Unutmadım seni ben her zaman kalbimdesin
Aylar, yıllar geçti söyle sen nerdesin
Anlaşıldı sen dönülmeyen yerdesin
Anlaşıldı sen geri dönmeyeceksin”
böyle bir gerçeği kabullenmek çok da kolay değil.
Herkesin bir şarkısı, türküsü vardır. Söylendiğinde içi titrer, bir
başka duyguyla dinler, kendinden geçer. Yemen Türküsü de bunlardan biri:
“Havada bulut yok bu ne dumandır
Mahlede ölen yok bu ne figandır”
Eşimi en çok etkileyen de Yozgat Sürmelisi. Bu türkü söylendiğinde herkes
bilir ki Mehmet Altun kendinden geçercesine dinliyor.
Benim de şu son iki yıldan beri dilimden düşürmediğim bir şarkı
var. Amerika’da eğitimini tamamlamaya çalışan bahar gözlü sevgili kızım için
söylediğim bir şarkı. Yazımı bu şarkının sözleriyle bitirirken bir başka
yazımda yine şarkılarda buluşmak dileğiyle hepinize şarkılarımız kadar duygu
yüklü, özlem yüklü günler, türkülerimiz kadar coşkulu bir yaşam dilerim. Her
şey gönlünüzce olsun sevgili okurlarım.
Gözyaşımda saklısın ağlayamam ben
Düşecekmiş sanırım kirpiklerimden
Damarımda kan olup dolaşıyorken
Beni böyle bırak git, git gidebilirsen
Git, mutlu olacaksan beni düşünme
Sen iyi bak kendine beni dert etme
Önce beni bir dinle, bir bak halime
Beni böyle bırak git, git gidebilirsen
Bir onulmaz yarayla böyle çaresiz
Belki yine yaşarım sevgisiz SENSİZ
Git yolun gülle dolsun, güller dikensiz
Beni böyle bırak git, git gidebilirsenSevgiyle kalın.
Hatice ALTUN |
|
|
. |
|
. |
|
|
. |
|
|
 |
| |
| |
|