| Ulu Kayseri Dört bin yıllık tarih yaşadın, şanla
Yaşınla ünlüsün ulu KAYSERİ
Yoğruldun her soydan kavimle, kanla
Tarihler seninle dolu KAYSERİ
Her millet seninle bir devlet kurdu
Gücünü denedi sende, her ordu
Hititler yıllarca başında durdu
Sen oldun şöhretler yolu KAYSERİ
Bir zaman yaşadın, Asurlularla
Etrafın çevrildi, güçlü surlarla
Boğuştun bir zaman seller, sularla
Sendin Romalının kolu KAYSERİ
Bilmem dertli başın kaç devlet gördü
Bizanslılar kaç yıl devrini sürdü
Emevi, Abbasi seninle hürdü
Sendeydi devletin bol’u KAYSERİ
Bir dönem baş eğdin ETNA kullara
Beşiklik üslendin, çok ululara
Bir dönem yurt oldun Selçuklulara
Dinmedi başından dolu KAYSERİ
Karamanoğlullarından kurduldun
Dulkadiroğlullarından ne buldun
Akkoyunlular dan dersini aldın
Oldun Osmanlının kulu KAYSERİ
Yapmak mümkün müdür şiirle methin
Çok günler yaşadın çileli, çetin
Şimdi hayranısın Cumhuriyetin
Sen anlat, Tarihin dili Kayseri
Recep Çalkaner’in
Aslan Gayserilim Kitabından
|
|
Sınırı
Geçtik Mi Trafik memuru karşıdan gelen karı kocayı çevirmiş. İkisinin de emniyet
kemerleri takılı görünce tebrik etmiş;
- Bugün yaptığımız kontrolde emniyet kemerini takan tek çift sizsiniz.
Bu yüzden 500 milyon lira ödül veriyoruz.
Bu parayla ne yapmayı düşünüyorsunuz beyefendi?
- Ne yapacağım gidip hemen kendime bir ehliyet alacağım...
- Ne... ehliyetiniz yok mu?
- Kadın olayı toparlamak için:
- Kusura bakmayın memur bey, bizim ki içince ne dediğini bilmez...
- Ne bir de içkili misiniz?... Arka koltukta oturan yaşlı adam öne
eğilerek:
- Ben demiştim size, çalıntı araba ile yola çıkmayalım, başımıza bir iş
gelir diye... Memur neye uğradığını bile anlayamamışken, bagajdan
atlayan çocuk koşarak gelmiş...
- Ne oldu babacığım sınırı geçtik mi. |
 |
Gönül Ne
Kahve İster, Ne Kahvehane... Cumhuriyet Meydanında çiçekçiler sokağının köşesine şirin bir sohbet
yeri açılmış. Çayını, kahvesini meşrubatını içen, nargile tüttüren
kişiler adeta modern Kayseri’nin keyfini çıkarıyorlar. Oldukça kalabalık
olan bu ortama girebilmek bir yer bulabilmek için bir müddet beklemek
zorunda da kaldım.
Sırtımı tahtadan yapılı kulübeye dayayarak kahvemi yudumlarken buğulanan
gözlerimle eskileri görmeye çalıştım.
Karşımda taş ve yonudan yapılmış demir pencereli ve dışarıdan merdivenle
çıkılan iki katlı bir bina duruyordu. Biraz eğrice, hemen merdivenin
üzerine asılmış “İSTANBUL OTELİ” yazısı 1950’li
yıllarda Kayseri’nin en lüks otelinin adıydı. |